25th Hour – 25. Saat
Yıl: 2002 Tür: Dram,Polisiye,Romantik,Suç
Yönetmen: Spike Lee
Senaryo: David Benioff
Yapımcı: Julia Chasman , Jon Kilik , Spike Lee
Müzik: Terence Blanchard
Ülke: Amerika
Süre: 2 saat 15 dk
Bilgilenmek için:

Indirmek için:


Bu filmi izleyeceklerim listesine EKLE.Film Etiketleri: 2002, Anna Paquin, Barry Pepper, Brian Cox, David Benioff, Edward Norton, Levan Uchaneishvili, Misha Kuznetsov, Philip Seymour Hoffman, Rosario Dawson, Spike Lee, Tony Devon, Tony Siragusa

(3 oy, 9,67/10, oyladınız)



Anlatımda kurgulamanın bu kadar önplanda tutulduğu nadir filmler arasında bence ve tabii mekan,karakter,oyunculuk,görüntüler ve hatta oluşturulan diyaloglar bille filmin etkileyiciliğinde neredeyse konusu kadar büyük bir yere sahip.
Hapishane dışında hapishane korkusu yaşamak ve yaşattırmak izleyenlere büyük bir başarı ve ibret niteliği taşıyor.Monty’nin Newyork ile bağdaştırılacak özellikler taşıdığını da okuduğum eleştirilerden yola çıkarak söylüyorum ki bunu hiç böyle düşünmemiştim.Yaşanan bir olayı sahneye bu kadar sessiz ama etkili taşımak ürpertici doğrusu;önce çok farketmiyorsunuz işin tuhafı, fakat film üzerinde düşündükçe satır aralarını okumayı başarıyorsunuz filmde ve asıl hazzı o zaman yaşıyorsunuz ….
“CANIN CEHENNEME!
Senin, bu koca şehrin ve içinde yaşayan herkesin canı cehenneme.
Arkamdan gülümseyen dilencilerin canı cehenneme.
Arabamın temiz camlarını kirleten çekçekli adamın canı cehenneme.
Hurda taksilerini son sürat süren, derilerinden yayılan köri kokulu, günümü berbat eden Sih ve Pakistanlıların canı cehenneme.
Parklarımda oral çeken Kanal 35′te penislerini sallayan tüysüz göğüslü ve iri pazılı Chelsea oğlanlarının canı cehenneme.
Fahiş fiyata plastiğe sarılı meyve ve çiçek satan Koreli manavların canı cehenneme.
On yıldır buradalar, hala İngilizce bilmiyorlar.
Brighton Beach’teki Rusların canı cehenneme.
Kafelerde oturup, ağızlarında kesme şekerle küçük bardakta çay içen gangsterlerin canı cehenneme.
Kirli gabardinler içinde 47. Sokakta dolanıp Güney Afrika elmasları satan siyah şapkalı Hasidlerin canı cehenneme.
Wall Street simsarlarının canı cehenneme. Kainatın Efendileri.
Çalışkan insanları gözü kapalı soymaya çalışan Michael Douglas/Gordon Gekko olmak isteyen piç kuruları.
O sorumsuz piç kuruları ömür boyu hapiste yatmalı!
Sizce Bush ve Cheney bunu bilmiyor muydu? Tyco. lmClone. Adelphia. WorldCom.
Bir arabaya 20 kişi binen Porto Ricoluların canı cehenneme.
Hepsi devletten yardım alıyor. En berbat gösteriler onların ki.
Dominikanlardan hiç söz etmeyeyim. Porto Ricolular onların yanında iyi kalıyor.
Saçları Briyantinli, naylon spor ceketli ve St. Anthony madalyonlu ellerinde Jason Giambi beysbol sopası olan, “Sopranolar”ın
elemelerine katılan Bensonhurst İtalyanlarının canı cehenneme.
Hermes eşarpları olan ve Balducci’den $50′a enginar alan Üst Doğu Yakası kadınlarının canı cehenneme.
Aşırı besili yüzleri gergin ve parlak görünecek şekilde çekilip gerilmiştir.
Banliyödeki zencilerin canı cehenneme. Pas atmaz, defans oynamaz, potanın yakınından basket atmaz ve her şey için Beyaz Adamı suçlarlar.
Kölelik 137 yıl önce sona erdi. Artık geçmişi unutun!
Anüse cop sokan, 41 el ateş eden, yanlış yapan meslektaşını koruyan yoz polislerin canı cehenneme. Güvenimize ihanet ediyorsunuz!
Elini bir çocuğun pantolonuna sokan rahiplerin canı cehenneme.
Onları koruyan, bizi kötülüğe yönelten kiliselerin canı cehenneme.
Konu açılmışken, İsa’nın da canı cehenneme. Paçayı ucuz kurtardı.
Çarmıhta bir gün, cehennemde hafta sonu boyunca kaldı ve meleklerin ilahileri sonsuza dek onun için söylenecek.
Otisville’de yedi yıl yaşamayı denesene İsa.
Usame Bin Ladin, El Kaide ve mağaralarda yaşayan bütün piç kurusu kökten dincilerin canı cehenneme.
Ölen binlerce masumun adına 72′şer fahişenizle sonsuza kadar cehennemde jet yakıtından alevler içinde kavrulmanız için dua edeceğim.
“Bir zamanlar baskının birer kanıtı olduğunu düşündüğüm Jacob Elinsky’nin canı cehenneme.
Sevgilimin kıçına bakarken beni yargılayan dostum Francis Slaughtery’nin canı cehenneme.
Naturelle Riviera’nın canı cehenneme. Ona güvendim, ama beni sırtımdan bıçakladı. Beni ihbar etti. Kahrolası kaltak!
Barın gerisinde durup, soda içen itfaiyecilere viski satan, Bronx Bomberlara tezahürat yapan sürekli üzgün babamın canı cehenneme.
Bu şehrin ve içinde yaşayan herkesin canı cehenneme.
Astoria’daki sıra evlerden, Park Caddesindeki çatı katlarına kadar..
Bronx’un tipik evlerinden, SoHo’daki tavan arası evlere kadar.
Alphabet City’deki kiralıklardan Park Slope’deki kumtaşı evlerden…
Staten lsland’daki dublekslere kadar Depremle parçalansınlar. Alevler arasında kalsınlar.
Şehir kül haline gelsin, sular yükselip farelerin kuşattığı şehri sular altında bıraksın.
Hayır. Hayır, senin canın cehenneme Montgomery Brogan.
İstediğin her şeye sahiptin, ama hepsini bir kenara attın, sersem.”
Monty’nin sözleri.Fragmana bakarsanız daha iyi görürsünüz.Bence üstüne söyleyecek bişiy de yok..
Film bence bir başyapıt.Mutlaka seyredilmeli.
İnsanlar ne istediğini bilerek mi yaşar? Bir evlat, bir anne, baba veya eş olmak, iyi bir işte çalışmak veya ideal bir işte çalışmak, çok yer görmek, çeşitli duygular tatmak, herkesin hayran kaldığı biri olmak ve daha bir sürü istek sayılabilir, insan bunun için mi yaşar? İyi yaşam koşulları için bir başkasının harcandığını unutarak iyi yaşamdan zevk almak: sırf yapabileceğimiz başka bir şey olmadığı için hiç yokmuşlar gibi davranmak.Bunlar bizim isteklerimiz değil acizliğimizin korkaklığımızın maskelenmiş sonuçlarıdır .
Gölgelerde kalan insanların karanlık işler yapmasını doğal mı bulmalıyız? Veya zaten pek karanlık bir dünyada yaşamak için daha iyi bir yol bulamayacak kadar çok hırpalanmış bu insanların hatalarının cezası olarak zaten pek bir şeye benzemeyen hayatlarına ölümle eşdeğer bir cezaya mahkûm etmek; bir yaşamın sona ermesi bu kadar basit olabilir mi?
Gölgede kalıp ışığı unutanla ışıkta olup gölgedekileri unutanlar ayrı ayrı insanlar değildir. Hepsi birdir. İnsan felaketini de kurtuluşunu da kendi hazırlar.
Bunları söylememi hiç beklemediğinizin farkındayım ama öte yandan aslında her şey tamda olması gerektiği gibi bence; bu dünyadaki her şeyin bir nedeni var biz anlasak ta anlamasak ta…
Çünkü bunun ne sonunu nede başını kestirecek bilince ulaşamadık. Bu bizim bilincimizi aşan sisteme hayran kalmak dışında da bir müdahalede bulunamayız.
Sadece optimum sona mümkün olduğu kadar yaklaşabilmeğe gayret göstermemiz gerekiyor. İsteklerimiz için başkalarını feda etmeden önce kendi isteklerimizi yok ettiğimizi hatırlamakta fayda var. Ve dünyayı daha yaşanılır bir hale getirmek başkasının değil bizim görevimiz olduğunu hatırlamak da.
İnsan beğninin sınırları halen bilinmiyor,insan iradesinin gücü kavranmakta zorluk yaşatan bir hazine.Öte yandan çoğunluk bu servete sırtını dönüp basit ve rahat bir yol seçerken küçük bir azınlık ne sitediğini ve istediğini elde edebilecek kadar güçlü olduğunu bilir.
‘Her erkek, kadın ve çocuk ölmeden önce mutlaka çölü görmeli’
Bazı şeylerin varlığını görmeden kavrayamayan bir varlık olan insanın içindeki çölü fark edebilmesi için görmesi gereken önemli bir yerdir çöl.
Ve ne istediğini bilen insanların durup isteklerini tekrar düşünebilmeleri için görmesi gereken bir film.
Nihai sonun soğuk nefesini ensenizde hissedeceğinizden eminim ve buna ihtiyacınız olduğundan da…