Tüyler ürperten bir müzik var hala kulaklarımda.Bu kadarı da fazla diyor insan.İnsanı bunaltıyor mu,çıldırtıyor mu anlayamadığı bir buhrana mı sürüklüyor?Tanımlayamıyorum.4 ayrı yaşam var.Ama bir o kadar da birlikte yaşanan 4 yaşam.Her şey insanı deli ediyor filmde.Filmi 1 kere izledim yetmedi..2. defa izlediğim zaman da fazla geldi..3.kez izlemeye cesaret edemiyorum..Ama izlemediyseniz ,izlemeden sakın ölmeyin derim…
Gerçeğin görmek istemediğimiz yönü…
Açlığımızın ve zaaflarımızın esiri olmamak için kendimizi kasarız.Sonra bu stresle başa çıkamayıp kendi kendimize isyan ederiz.Kendi kurallarımızı çiğneriz,benliğimizi aramak için yolculuklara çıkarız,suçlular bile aramaya başlarız:biz kendi içimizde o kadar karmaşık birer bireyizdir ki kendimizi bitirmek için başka hiç bir şeye ihtiyacımız yoktur aslında.
Ne aldığımız eğitim, ne yetiştiğimiz çevre, ne de sistem bizden daha tehlikeli değildir.
Bu filmde benim bu ağır cümlelerimi sindirmenize yardımcı olacaktır.
Filmi unutmaya cesaret etseniz bile müziği sizi mezara kadar takip edecektir.
Şimdi bazı filmler vardır ki onlar işledikleri tema her neyse onun zirvesi, aşılmaz dağı olurlar.İşte bu film öyle bir film.Uyuşturucu temalı ne kadar film yapılırsa yapılsın, karşısında her zaman kıyaslanacağı çok ciddi bir rakibi olduğunu bilmeli.Yönetmen filmi üç ayrı chapter’a bölerek hikayeyi anlatmış.Yaz-sonbahar-kış.Filmde olanlar da tam olarak mevsimlere uygun olarak gelişiyor.Siz de güzel bir yaza merhaba derken, sonbahar da hafiften depresif bir ruh haline giriveriyorsunuz ve kış ayı gelip çattığı zaman donuyorsunuz .Kulaklarınızda da o tüyleri diken diken eden müzik.
Filmi ikinci kez izlemek yürek işi.Mutlaka izleyen vardır; ancak sayılarının da çok olmadığına eminim.Bu aslında çift anlamlı bir tespit.Şöyle ki; filmi hikayesini tüm çıplaklığıyla anlattığı ve bunu da iyi bir şekilde yaptığı için beğenip, etkilenip, bir daha izlemenin zor olacağını düşünenler olabileceği gibi, filmi beğenmeyen ve dolayısıyla bir daha asla izlemeyi düşünmeyenler de olacak.Bu yönetmenin bence tasarladığı bir şeydi.Hikayeyi saf bir şekilde anlatmak ve izleyicinin beğenisine sunmak.Yönetmen amacına ulaştı kesinlikle.
Oyunculukların iyi olduğunu söylemek mümkün.Anne-oğul ilişkisindeki kopuklu inandırıcı.Diğer karakterlerin de hikayeleri benzer aslında.Uçuruma sürüklenen her karakter” Uçuruma itildiler mi, yoksa bu onların tercihi miydi?” sorusunda doğru cevabın ilk şık olduğunu düşünüyorum.
Sonu, keşke böyle bitseydi denilecek bir “hayalle” sonlanıyor film.Ve kulaklarda o ürpertici müzik duyuluyor bir kez daha.Siz şaşkın şaşkın bakarken, ekrandan akıp giden yazılara…
Farklı yaş dilimlerinin kendine özgü bağımlılıklarını, varoluş boşluklarını doldurma biçimlerini ve yapılan seçimlerle yüzleşmelerini konu edinir.
Film annenin izlediği bir tv programı ile başlıyor. Program izleyicileri eğlendirmekle kalmıyor, onlara kazandırma iddiasındadır. Popüler ikon Andy Warhol’un “bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak” sözü programın izleyicilerine bir vaadidir. Madem artık her evde bir televizyon vardı, insanlara sunulacak yeni hedef o televizyonda kısa süre var olmalarını sağlamaktır.
Filmin kahramanlarının hepsinin aile ile problemleri var.. Marion’a para veriliyor ama sevgi ihtiyacı karşılanmıyor. Harry annesini sadece paraya ihtiyaç duyduğunda arıyor. Sara Goldfarb “Harry, benim tek oğlum benim her şeyim o” şeklinde tanımladığı oğlu ile genelde oğlu eşyalarını çalmak için geldiğinde görüşebiliyor.
Tüm bağımlılıklar başlarda keyif verir ve bir boşluğu doldurur. Bu durum filmde Marion ile Harry’in yüksek tempolu aşklarında, Tyrone’nun halüsinasyonunda annesine söylediği “bir gün çok büyük biri olacağım” repliğinde görülebilir. Bu yaz mevsimidir. Zamanla tolerans gelişir ve keyif almak için bağımlısı olduğumuz şeyden daha fazla isteriz (sara goldfarb’ın zayıflama ilacını , marion ve harry’nin uyuşturucuyu arttırması). Zaman zaman boşa çıkan bağımlılıkları bırakma isteği durumu zorlaştırır. Tüm bağımlıklarda kontrolün kaybolduğu final aşamasında ödenecek bedeller de artmaya başlamıştır. Hallüsinasyon, suç işleme, ilişkilerin bozulması, sağlığın bozulması, bedenini satma… bu sonbahar mevsimdir.
Kış mevsimi, annenin delirmiş bir şekilde sonu elektroşokta bitecek stüdyoya yürüyüşünde, harry’nin iğne’den delik deşik olmuş ve kesilen kolunda, Tyrone’nun demir parmaklıklar ardındaki halinde ve marion’un mal almak için john adlı satıcı ile yatmak ve onun aşağılamalarına maruz kalmak zorunda kalmasında kendini gösterir.
Filmin sonunda sırasıyla Marion, Tyrone, Sara Goldfarb’ı düz uzanma pozisyonundan, cenin pozisyonuna geçtiklerini görürüz. Marion sırtını kanepeye verir. Bu durum zor yaşantılardan geçenlerin ana rahmine dönme isteğini bildiren ve insanların en huzurlu buldukları pozisyondur. Aynı zamanda güvenlik ihtiyacına işaret eder.
Filmin ses efektleri de muhteşemdir. Her nesnenin ve durumun (saatin tiktakları, buzdolabının, uyuşturucuyu hazırlama sürecinin, yumurtanın-sütün, dikiş makinesinin, öpüşmenin , hatta paranın birikme!…) sesi vardır ve en az görüntüler kadar ön plandadır.
Sanırım bağımlılıkların olmadığı bir dünya çok gerçekçi görünmüyor. Ancak belkide bağımlıklarımızı ve bizi bağlama derecelerini sorgulamamız gerekmektedir.
Not: Özcan Alper’in Sonbahar filminde de Yusuf ve Eka’yı filmin sonunda yüzleri birbirlerine dönük olarak cenin pozisyonunda görürüz.
26 Aralık 2008 - 18:53
Tüyler ürperten bir müzik var hala kulaklarımda.Bu kadarı da fazla diyor insan.İnsanı bunaltıyor mu,çıldırtıyor mu anlayamadığı bir buhrana mı sürüklüyor?Tanımlayamıyorum.4 ayrı yaşam var.Ama bir o kadar da birlikte yaşanan 4 yaşam.Her şey insanı deli ediyor filmde.Filmi 1 kere izledim yetmedi..2. defa izlediğim zaman da fazla geldi..3.kez izlemeye cesaret edemiyorum..Ama izlemediyseniz ,izlemeden sakın ölmeyin derim…
28 Şubat 2009 - 04:39
Gerçeğin görmek istemediğimiz yönü…
Açlığımızın ve zaaflarımızın esiri olmamak için kendimizi kasarız.Sonra bu stresle başa çıkamayıp kendi kendimize isyan ederiz.Kendi kurallarımızı çiğneriz,benliğimizi aramak için yolculuklara çıkarız,suçlular bile aramaya başlarız:biz kendi içimizde o kadar karmaşık birer bireyizdir ki kendimizi bitirmek için başka hiç bir şeye ihtiyacımız yoktur aslında.
Ne aldığımız eğitim, ne yetiştiğimiz çevre, ne de sistem bizden daha tehlikeli değildir.
Bu filmde benim bu ağır cümlelerimi sindirmenize yardımcı olacaktır.
Filmi unutmaya cesaret etseniz bile müziği sizi mezara kadar takip edecektir.
18 Nisan 2010 - 19:27
Şimdi bazı filmler vardır ki onlar işledikleri tema her neyse onun zirvesi, aşılmaz dağı olurlar.İşte bu film öyle bir film.Uyuşturucu temalı ne kadar film yapılırsa yapılsın, karşısında her zaman kıyaslanacağı çok ciddi bir rakibi olduğunu bilmeli.Yönetmen filmi üç ayrı chapter’a bölerek hikayeyi anlatmış.Yaz-sonbahar-kış.Filmde olanlar da tam olarak mevsimlere uygun olarak gelişiyor.Siz de güzel bir yaza merhaba derken, sonbahar da hafiften depresif bir ruh haline giriveriyorsunuz ve kış ayı gelip çattığı zaman donuyorsunuz .Kulaklarınızda da o tüyleri diken diken eden müzik.
Filmi ikinci kez izlemek yürek işi.Mutlaka izleyen vardır; ancak sayılarının da çok olmadığına eminim.Bu aslında çift anlamlı bir tespit.Şöyle ki; filmi hikayesini tüm çıplaklığıyla anlattığı ve bunu da iyi bir şekilde yaptığı için beğenip, etkilenip, bir daha izlemenin zor olacağını düşünenler olabileceği gibi, filmi beğenmeyen ve dolayısıyla bir daha asla izlemeyi düşünmeyenler de olacak.Bu yönetmenin bence tasarladığı bir şeydi.Hikayeyi saf bir şekilde anlatmak ve izleyicinin beğenisine sunmak.Yönetmen amacına ulaştı kesinlikle.
Oyunculukların iyi olduğunu söylemek mümkün.Anne-oğul ilişkisindeki kopuklu inandırıcı.Diğer karakterlerin de hikayeleri benzer aslında.Uçuruma sürüklenen her karakter” Uçuruma itildiler mi, yoksa bu onların tercihi miydi?” sorusunda doğru cevabın ilk şık olduğunu düşünüyorum.
Sonu, keşke böyle bitseydi denilecek bir “hayalle” sonlanıyor film.Ve kulaklarda o ürpertici müzik duyuluyor bir kez daha.Siz şaşkın şaşkın bakarken, ekrandan akıp giden yazılara…
03 Haziran 2010 - 23:07
Farklı yaş dilimlerinin kendine özgü bağımlılıklarını, varoluş boşluklarını doldurma biçimlerini ve yapılan seçimlerle yüzleşmelerini konu edinir.
Film annenin izlediği bir tv programı ile başlıyor. Program izleyicileri eğlendirmekle kalmıyor, onlara kazandırma iddiasındadır. Popüler ikon Andy Warhol’un “bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak” sözü programın izleyicilerine bir vaadidir. Madem artık her evde bir televizyon vardı, insanlara sunulacak yeni hedef o televizyonda kısa süre var olmalarını sağlamaktır.
Filmin kahramanlarının hepsinin aile ile problemleri var.. Marion’a para veriliyor ama sevgi ihtiyacı karşılanmıyor. Harry annesini sadece paraya ihtiyaç duyduğunda arıyor. Sara Goldfarb “Harry, benim tek oğlum benim her şeyim o” şeklinde tanımladığı oğlu ile genelde oğlu eşyalarını çalmak için geldiğinde görüşebiliyor.
Tüm bağımlılıklar başlarda keyif verir ve bir boşluğu doldurur. Bu durum filmde Marion ile Harry’in yüksek tempolu aşklarında, Tyrone’nun halüsinasyonunda annesine söylediği “bir gün çok büyük biri olacağım” repliğinde görülebilir. Bu yaz mevsimidir. Zamanla tolerans gelişir ve keyif almak için bağımlısı olduğumuz şeyden daha fazla isteriz (sara goldfarb’ın zayıflama ilacını , marion ve harry’nin uyuşturucuyu arttırması). Zaman zaman boşa çıkan bağımlılıkları bırakma isteği durumu zorlaştırır. Tüm bağımlıklarda kontrolün kaybolduğu final aşamasında ödenecek bedeller de artmaya başlamıştır. Hallüsinasyon, suç işleme, ilişkilerin bozulması, sağlığın bozulması, bedenini satma… bu sonbahar mevsimdir.
Kış mevsimi, annenin delirmiş bir şekilde sonu elektroşokta bitecek stüdyoya yürüyüşünde, harry’nin iğne’den delik deşik olmuş ve kesilen kolunda, Tyrone’nun demir parmaklıklar ardındaki halinde ve marion’un mal almak için john adlı satıcı ile yatmak ve onun aşağılamalarına maruz kalmak zorunda kalmasında kendini gösterir.
Filmin sonunda sırasıyla Marion, Tyrone, Sara Goldfarb’ı düz uzanma pozisyonundan, cenin pozisyonuna geçtiklerini görürüz. Marion sırtını kanepeye verir. Bu durum zor yaşantılardan geçenlerin ana rahmine dönme isteğini bildiren ve insanların en huzurlu buldukları pozisyondur. Aynı zamanda güvenlik ihtiyacına işaret eder.
Filmin ses efektleri de muhteşemdir. Her nesnenin ve durumun (saatin tiktakları, buzdolabının, uyuşturucuyu hazırlama sürecinin, yumurtanın-sütün, dikiş makinesinin, öpüşmenin , hatta paranın birikme!…) sesi vardır ve en az görüntüler kadar ön plandadır.
Sanırım bağımlılıkların olmadığı bir dünya çok gerçekçi görünmüyor. Ancak belkide bağımlıklarımızı ve bizi bağlama derecelerini sorgulamamız gerekmektedir.
Not: Özcan Alper’in Sonbahar filminde de Yusuf ve Eka’yı filmin sonunda yüzleri birbirlerine dönük olarak cenin pozisyonunda görürüz.