One Flew Over The Cuckoo’s Nest:Deli diyarından biri geçti anlamına gelen 1975 yapımlı Milos Forman filmi, Ken Kesey’in 1962 de yayınlamış olduğu romanın film uyarlamasıdır.Film 9 dalda Oskar’a aday gösterilmiş olup en iyi film-yönetmen-senaryo-erkek ve kadın oyuncu dallarında ödüle layık görülmüştür.Film ayrıca birçok otorite tarafından sinema tarihinde unutulmaz filmler arasında kabul edilir.
Filmin gördüğü bu yoğun ilgiyi,kazandığı bir çok ödülü ve haklı olarak klasik mertebesine ulaşmasını anlamak için filmin ismiyle başlamak yerinde olur.
Filmi izledikten sonra bu filmin Türkçe isminin, uzun yıllardır Türkiye’de ihmal edilmiş olan, orjinal ismin Türkçeleştirilmesindeki ihmalkarlığı ve umursamazlığı hatırlattığını söylemeliyim.Öyle ki ben son yıllarda bu kadar orjinal ismine yakın ve aynı zamanda filmin konusuyla bu kadar ilintili bir çevrime rastlamadım.Kimbilir belki de sadece Cuckoo kelimesinin orjinal dilindeki bir anlamının da guguk kuşu olmasıdır.
Guguk Kuşu ismi aslında filme hem ismini vermiş hem de bir nevi metafor olmuş,
şöyle ki :
1)Guguk Kuşu belli zamanlarda (bu her saat başı ve uyarı için kurulduğu zamanlar) görevini gerçekleştirir.Tam da filmdeki akıl hastaların belli saatlerde periyodik şekilde uyumaları,ilaç almaları,tv izlemeleri ve yemek yemeleri gibi..Bu metafor kitabın yazarı Ken Kesey’in mevcut sağlık sistemine,psikiyatri kliniklerine ve rehabilitasyon merkezlerine bir göndermesi olabileceği gibi mevcut sistemin birey’in özgürlüğünü, ahlaki ve sosyal baskılarla kısıtlayan yapısına da gönderme olarak düşünülebilir.
2)Guguk Kuşu saatten dışarı çıkma-durma-ötme-geri içeri girme olarak düşünüldüğünde McMurphy karakterinin durumunu daha net gözler önüne koyuyor.Guguk Kuşu her saat başı ya da her fırsatta dışarı çıkmak ister ama onun bağlı olduğu yay onun gideceği mesafeyi belirler ve yine geri içeri çeker.Aynı şekilde McMurphy’nin de durumu böyledir.O da bir Guguk Kuşudur,hayatı ciddiye almaz,eğlenmeye bakar ve özgürlüğü kısıtlanan guguk kuşu misali ani hareketlerle saatten fırlar gibi dışarı fırlar,ama hiç bilmediği bir şey vardır:Guguk Kuşu nasıl yay ile saate bağlı ise o da sistemin gardiyanları tarafından esarete mahkumdur.
3)Çek yönetmen Milos Forman,filmdeki hastaneyi Sovyetler Birliği metafor’u olarak kullandığını belirtmiştir.Bu anlamda filmin politik göndermesinin açıkça altını çizmektedir.Bunu yapması için iyi bir eser ve bu eserden uyarlanmış bir senaryo mevcuttu ama oyuncular..!!İşte o kısım oldukça uzun bir süreci kapsamıştır.Özellikle de Hemşire Ratched rolündeki Loise Fletcher seçimi.Öyle ki hemşire rolünde kimin oynayacağı belirlendiğinde filmin çekimlerine sadece 1 hafta kalmıştı ve bu Louise Fletcher’ın ilk filmi olacaktı.Seksüel olarak bastırılmış ve bu yönünü sosyal hayatında bürokratik bir biçimde insanları yönetmeye ve kuralların işleyişine adamış kadın profili ancak bu kadar çarpıcı çizilebilirdi.Hoş bir yüz,diri vücut,kendinden emin bir yürüyüş aslında sözlerindeki bilgeliğin ve olgunluğun fiziksel yansıması olarak da görülebilir.Ama bu bilgelik sistem’in ve toplumun yaşam kurallarından oluşan bir bilgelik.Bu yönüyle yönetmen o dönem Sovyet yönetiminin fiziksel yansımasını hemşire ve Sovyetler Birliğini ise hastane’nin sınırları olarak belirlemiştir.
4)Erkek oyuncu seçiminde ise McMurphy rolü için James Caan önerilmiş ve hatta Marlon Brando ve Gene Hackman gibi isimler düşünülmüş ama Jack Nicholson’da karar kılınmış.McMurphy karakteri toplum ve sistemde kabul görmeyen davranışları nedeniyle toplumdan bir süreliğine uzaklaştırılmasına ya da diğer bir ifade ile toplumun huzuru için kafese kapatılmasına karar verilen aslan durumundadır.Hayata sıkı sıkıya bağlıdır;Sevişmeye bayılır,basketbol oynar,balığa çıkar ve insanları akıllı-deli,siyah-beyaz,sağır-dilsiz diye ayırt etmeden hayattan sonuna kadar tat almaya çalışan karakteri canlandırır.Karakterin bu yönleri ile yönetmen bana göre çok yönlü mesaj vermeyi başarabilmiştir.Bunlardan biri açıkça içinde bulunduğu siyasi ortama gönderme yaparak çek halkının profilini çizmiş olmasıdır.McMurphy karakteri ile yönetmen, bir anlamda çek halkının başkaldırışını,hırçınlığını,insana ve yaşama düşkünlüğünü tam da hemşire karakterinin (Sovyetler Birliği’nin metaforu) karşısına bir direnç olarak konumlandırmıştır.Diğer bir gönderme ise mevcut sistemlerin çoğunda vücut bulan iktidar sahibinin daha fazla kontrol ve iktidar için mevcut sistemi kendi menfaatlerine göre ayarlayıp,bu düzen oluştuktan sonra buna karşı çıkan(kimine göre ahmak, kimine göre zeki) sistem karşıtlarını, sözde insanlık ya da toplumun sağlığı gerekçesiyle sindirmesine yöneliktir ve bu yönüyle film evrensel bir nitelik taşımaktadır.
Sinema filmleri arasında saygın bir yeri olan ve hatta kilometretaşı sayılan filmlerden biridir Guguk Kuşu.
Aslına bakarsanız bir filmin hele ki kült sayılabilecek bir filmin isminin Türkçe çevirisinin bu kadar aymazca ve üstünkörü yapılmış olması sinemaya nasıl da yüzeysel baktığımızı göstermektedir.
Filmin isminin bir anlamı Stalker arkadaşımın da yorumunda belirttiği üzere “Deliler Diyarından Biri Geçti” olabilir.
Filmin isminin bir diğer olası anlamı da;
“Deliler Diyarından Biri Kaçtı” diye düşünülebilir.
Romanın yazarı Ken Kesey psikiyatri olgusuna eleştiriler yöneltirken romanın sonundan dolayı amaçladığı şey, Guguk Kuşunu geri çeken yaya inat -ki bu yay Sovyetler Birliğinin katı insan bakış açısıdır- insanın daha bütük bir inatla özgürleşme savaşı vermesi ve bunu kazanması da olabilir. Bu bakış açısından görünen filmin aslında bir özgürleşme mesajı içeriyor olmasıdır fikrimce.
Katı bakış açısından kasıt şudur: Sovyetler Birliği, Sosyalizm ile yönetiliyordu ve sosyalizmde birey gerçekten işe yaradığı ve devletine yararlı olabildiği kadar değerli idi. Eğer birey devletine yararlı olamıyorsa bir şekilde öğütülüyordu sistemin çarkları arasında.
Bu konuyu açacak olursak; Dünyanın İki Kutuplu olmaya başladığı 1940 yılından 1990 yıllarına kadar Sosyalizm ve Emperyalizm birbirlerini yok etmek için her türlü yolu deniyorlardı. Bunu yapabilmek için güçlü olmak istemeleri kaçınılmaz olmuştu ve bunu sağlayabilmek için dikte ettikleri şeyleri sorgusuz yapacak bireylere ihtiyaçları vardı. Bunu başarabilmek için kah dini inançları kullandılar kah milliyetçilik duygularını. Bunun sonucunda ortaya kaderci ve kesin kuralcı bireyler ortaya çıkmıştı. Fakat bir şekilde bu kaderciliği ve kuralcılığı reddeden ve karşısında duran insanların da üstesinden gelinmesi gerekiyordu. Sosyalizm ve Emperyalizm karşılıklı olarak bunun üstesinden gelmeyi çok geçmeden başardı.
Bunu aynı yöntemle yapmaları ise şaşılacak bir şeydi: Akıntıya Karşı Geleni Yok Et. Ya Öldür ki kökten çözümdü bu, ya Hapse Tık ki eli kolu bağlı olsun ya da Akıl Hastanesine Gönder böylece istediğin şeyleri yapsın. İşte bu film ya da roman diyelim tam da bu üçüncü seçeneği ele alıyordu ve bunun ne kadar insanlık dışı olduğunu gözler önüne seriyordu. Ve belki de yok etme konusundaki seçenekler arttırılabilir.
Tam da bu noktada filmin övgüye değer bir diğer yönü de toplumun kuralları ile uyuşmayan – uyuşmak istemeyen insanların deli diye yaftalanmasını eleştirmesidir. Sadece emir verilen çizgi üzerinde yürümenin her geçen gün daha şiddetle dikte edildiği son yarım yüzyılda, film buna karşı gelenlerin toplumdan psikolojik etmenler yardımıyla elimine edileceğini haber veriyordu belki de bize. Buna karşın daha 1900′lerin başlarında Albert Einstein; “Her Kim ki Marşla Uyum İçinde Yürüyorsa O Değersiz bir Varlıktır” demiştir. Insanlığın ahlaki değerlerinin yarım yüzyılda bu kadar fazla değişmiş olması, birgün kendimizi o Deliler Hastanesinde bulabileceğimiz ihtimalini de yüzümüze vurmuyor değil.
Toplumun beklentilerine uygun yaşamadığımız zaman hepimiz birer McMurphyiz aslında.Dışarıdayken hapishane korkusu yaşamak gibi bir şey bu da;her an birileri tarafından gözetleniyorsunuz,en küçük bir yanlışta mimlenip deli kalıbına sığdırılıvereceksiniz aman dikkat!Bizler düşünen varlıklar olarak bu yetimizin kullanılması birilerinin işine gelmiyor ve bunu yapan insanları kontrol altında tutarak diğerlerinin de etkilenmesi engelleniyor bu şekilde.Bunu filme ismini veren guguk kuşu metaforunun McMurphy tarafından kullanılması ile anlayabiliyoruz,diğerlerinden farklı yani tek tip insan kalıbının dışında kalıyor ve kontrol altına alınıyor ama o vazgeçmeden belli sistematiğe bağlanmış yaşamın dışına çıkarak yapması beklenen şeyleri ondan beklendiği şekilde hastanede bile yapmayarak kurallara karşı çıkarak sistemi reddediyor.Yani birilerinin düşünmeyi engellemeye çalışmasına karşı çıkıyor ve hatta bununla da yetinmeyip oradaki insanlara da atıflarda bulunuyor siz deli misiniz,aklı başında insanlarsınız aslında sizler,neden sizi siz değil de başkaları kontrol ediyor…..ve uzayıp gidiyor.Bununla ilgili şu da söylenebilir ki belki film gerçek akıllıların birarada toplanmasıyla diğerlerine karşı konulabileceği fikrini getiriyor akıllara.Ya da genel pencereden bakılacak olursa ayağınızı denk alın ey düşünen insanlar,sizin de sonunuz pek tabii deliler hastanesi olabilir düşünmeyi bir kenara bırakın ve sizden beklendiği gibi davranmaya başlayın bir an önce….
Her izlenişte biraz daha farklı mesajlar alınabilecek bir film,herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film.
26 Aralık 2008 - 20:43
One Flew Over The Cuckoo’s Nest:Deli diyarından biri geçti anlamına gelen 1975 yapımlı Milos Forman filmi, Ken Kesey’in 1962 de yayınlamış olduğu romanın film uyarlamasıdır.Film 9 dalda Oskar’a aday gösterilmiş olup en iyi film-yönetmen-senaryo-erkek ve kadın oyuncu dallarında ödüle layık görülmüştür.Film ayrıca birçok otorite tarafından sinema tarihinde unutulmaz filmler arasında kabul edilir.
Filmin gördüğü bu yoğun ilgiyi,kazandığı bir çok ödülü ve haklı olarak klasik mertebesine ulaşmasını anlamak için filmin ismiyle başlamak yerinde olur.
Filmi izledikten sonra bu filmin Türkçe isminin, uzun yıllardır Türkiye’de ihmal edilmiş olan, orjinal ismin Türkçeleştirilmesindeki ihmalkarlığı ve umursamazlığı hatırlattığını söylemeliyim.Öyle ki ben son yıllarda bu kadar orjinal ismine yakın ve aynı zamanda filmin konusuyla bu kadar ilintili bir çevrime rastlamadım.Kimbilir belki de sadece Cuckoo kelimesinin orjinal dilindeki bir anlamının da guguk kuşu olmasıdır.
Guguk Kuşu ismi aslında filme hem ismini vermiş hem de bir nevi metafor olmuş,
şöyle ki :
1)Guguk Kuşu belli zamanlarda (bu her saat başı ve uyarı için kurulduğu zamanlar) görevini gerçekleştirir.Tam da filmdeki akıl hastaların belli saatlerde periyodik şekilde uyumaları,ilaç almaları,tv izlemeleri ve yemek yemeleri gibi..Bu metafor kitabın yazarı Ken Kesey’in mevcut sağlık sistemine,psikiyatri kliniklerine ve rehabilitasyon merkezlerine bir göndermesi olabileceği gibi mevcut sistemin birey’in özgürlüğünü, ahlaki ve sosyal baskılarla kısıtlayan yapısına da gönderme olarak düşünülebilir.
2)Guguk Kuşu saatten dışarı çıkma-durma-ötme-geri içeri girme olarak düşünüldüğünde McMurphy karakterinin durumunu daha net gözler önüne koyuyor.Guguk Kuşu her saat başı ya da her fırsatta dışarı çıkmak ister ama onun bağlı olduğu yay onun gideceği mesafeyi belirler ve yine geri içeri çeker.Aynı şekilde McMurphy’nin de durumu böyledir.O da bir Guguk Kuşudur,hayatı ciddiye almaz,eğlenmeye bakar ve özgürlüğü kısıtlanan guguk kuşu misali ani hareketlerle saatten fırlar gibi dışarı fırlar,ama hiç bilmediği bir şey vardır:Guguk Kuşu nasıl yay ile saate bağlı ise o da sistemin gardiyanları tarafından esarete mahkumdur.
3)Çek yönetmen Milos Forman,filmdeki hastaneyi Sovyetler Birliği metafor’u olarak kullandığını belirtmiştir.Bu anlamda filmin politik göndermesinin açıkça altını çizmektedir.Bunu yapması için iyi bir eser ve bu eserden uyarlanmış bir senaryo mevcuttu ama oyuncular..!!İşte o kısım oldukça uzun bir süreci kapsamıştır.Özellikle de Hemşire Ratched rolündeki Loise Fletcher seçimi.Öyle ki hemşire rolünde kimin oynayacağı belirlendiğinde filmin çekimlerine sadece 1 hafta kalmıştı ve bu Louise Fletcher’ın ilk filmi olacaktı.Seksüel olarak bastırılmış ve bu yönünü sosyal hayatında bürokratik bir biçimde insanları yönetmeye ve kuralların işleyişine adamış kadın profili ancak bu kadar çarpıcı çizilebilirdi.Hoş bir yüz,diri vücut,kendinden emin bir yürüyüş aslında sözlerindeki bilgeliğin ve olgunluğun fiziksel yansıması olarak da görülebilir.Ama bu bilgelik sistem’in ve toplumun yaşam kurallarından oluşan bir bilgelik.Bu yönüyle yönetmen o dönem Sovyet yönetiminin fiziksel yansımasını hemşire ve Sovyetler Birliğini ise hastane’nin sınırları olarak belirlemiştir.
4)Erkek oyuncu seçiminde ise McMurphy rolü için James Caan önerilmiş ve hatta Marlon Brando ve Gene Hackman gibi isimler düşünülmüş ama Jack Nicholson’da karar kılınmış.McMurphy karakteri toplum ve sistemde kabul görmeyen davranışları nedeniyle toplumdan bir süreliğine uzaklaştırılmasına ya da diğer bir ifade ile toplumun huzuru için kafese kapatılmasına karar verilen aslan durumundadır.Hayata sıkı sıkıya bağlıdır;Sevişmeye bayılır,basketbol oynar,balığa çıkar ve insanları akıllı-deli,siyah-beyaz,sağır-dilsiz diye ayırt etmeden hayattan sonuna kadar tat almaya çalışan karakteri canlandırır.Karakterin bu yönleri ile yönetmen bana göre çok yönlü mesaj vermeyi başarabilmiştir.Bunlardan biri açıkça içinde bulunduğu siyasi ortama gönderme yaparak çek halkının profilini çizmiş olmasıdır.McMurphy karakteri ile yönetmen, bir anlamda çek halkının başkaldırışını,hırçınlığını,insana ve yaşama düşkünlüğünü tam da hemşire karakterinin (Sovyetler Birliği’nin metaforu) karşısına bir direnç olarak konumlandırmıştır.Diğer bir gönderme ise mevcut sistemlerin çoğunda vücut bulan iktidar sahibinin daha fazla kontrol ve iktidar için mevcut sistemi kendi menfaatlerine göre ayarlayıp,bu düzen oluştuktan sonra buna karşı çıkan(kimine göre ahmak, kimine göre zeki) sistem karşıtlarını, sözde insanlık ya da toplumun sağlığı gerekçesiyle sindirmesine yöneliktir ve bu yönüyle film evrensel bir nitelik taşımaktadır.
10 Ocak 2009 - 18:26
Sinema filmleri arasında saygın bir yeri olan ve hatta kilometretaşı sayılan filmlerden biridir Guguk Kuşu.
Aslına bakarsanız bir filmin hele ki kült sayılabilecek bir filmin isminin Türkçe çevirisinin bu kadar aymazca ve üstünkörü yapılmış olması sinemaya nasıl da yüzeysel baktığımızı göstermektedir.
Filmin isminin bir anlamı Stalker arkadaşımın da yorumunda belirttiği üzere “Deliler Diyarından Biri Geçti” olabilir.
Filmin isminin bir diğer olası anlamı da;
“Deliler Diyarından Biri Kaçtı” diye düşünülebilir.
Romanın yazarı Ken Kesey psikiyatri olgusuna eleştiriler yöneltirken romanın sonundan dolayı amaçladığı şey, Guguk Kuşunu geri çeken yaya inat -ki bu yay Sovyetler Birliğinin katı insan bakış açısıdır- insanın daha bütük bir inatla özgürleşme savaşı vermesi ve bunu kazanması da olabilir. Bu bakış açısından görünen filmin aslında bir özgürleşme mesajı içeriyor olmasıdır fikrimce.
Katı bakış açısından kasıt şudur: Sovyetler Birliği, Sosyalizm ile yönetiliyordu ve sosyalizmde birey gerçekten işe yaradığı ve devletine yararlı olabildiği kadar değerli idi. Eğer birey devletine yararlı olamıyorsa bir şekilde öğütülüyordu sistemin çarkları arasında.
Bu konuyu açacak olursak; Dünyanın İki Kutuplu olmaya başladığı 1940 yılından 1990 yıllarına kadar Sosyalizm ve Emperyalizm birbirlerini yok etmek için her türlü yolu deniyorlardı. Bunu yapabilmek için güçlü olmak istemeleri kaçınılmaz olmuştu ve bunu sağlayabilmek için dikte ettikleri şeyleri sorgusuz yapacak bireylere ihtiyaçları vardı. Bunu başarabilmek için kah dini inançları kullandılar kah milliyetçilik duygularını. Bunun sonucunda ortaya kaderci ve kesin kuralcı bireyler ortaya çıkmıştı. Fakat bir şekilde bu kaderciliği ve kuralcılığı reddeden ve karşısında duran insanların da üstesinden gelinmesi gerekiyordu. Sosyalizm ve Emperyalizm karşılıklı olarak bunun üstesinden gelmeyi çok geçmeden başardı.
Bunu aynı yöntemle yapmaları ise şaşılacak bir şeydi: Akıntıya Karşı Geleni Yok Et. Ya Öldür ki kökten çözümdü bu, ya Hapse Tık ki eli kolu bağlı olsun ya da Akıl Hastanesine Gönder böylece istediğin şeyleri yapsın. İşte bu film ya da roman diyelim tam da bu üçüncü seçeneği ele alıyordu ve bunun ne kadar insanlık dışı olduğunu gözler önüne seriyordu. Ve belki de yok etme konusundaki seçenekler arttırılabilir.
Tam da bu noktada filmin övgüye değer bir diğer yönü de toplumun kuralları ile uyuşmayan – uyuşmak istemeyen insanların deli diye yaftalanmasını eleştirmesidir. Sadece emir verilen çizgi üzerinde yürümenin her geçen gün daha şiddetle dikte edildiği son yarım yüzyılda, film buna karşı gelenlerin toplumdan psikolojik etmenler yardımıyla elimine edileceğini haber veriyordu belki de bize. Buna karşın daha 1900′lerin başlarında Albert Einstein; “Her Kim ki Marşla Uyum İçinde Yürüyorsa O Değersiz bir Varlıktır” demiştir. Insanlığın ahlaki değerlerinin yarım yüzyılda bu kadar fazla değişmiş olması, birgün kendimizi o Deliler Hastanesinde bulabileceğimiz ihtimalini de yüzümüze vurmuyor değil.
13 Haziran 2009 - 18:22
Toplumun beklentilerine uygun yaşamadığımız zaman hepimiz birer McMurphyiz aslında.Dışarıdayken hapishane korkusu yaşamak gibi bir şey bu da;her an birileri tarafından gözetleniyorsunuz,en küçük bir yanlışta mimlenip deli kalıbına sığdırılıvereceksiniz aman dikkat!Bizler düşünen varlıklar olarak bu yetimizin kullanılması birilerinin işine gelmiyor ve bunu yapan insanları kontrol altında tutarak diğerlerinin de etkilenmesi engelleniyor bu şekilde.Bunu filme ismini veren guguk kuşu metaforunun McMurphy tarafından kullanılması ile anlayabiliyoruz,diğerlerinden farklı yani tek tip insan kalıbının dışında kalıyor ve kontrol altına alınıyor ama o vazgeçmeden belli sistematiğe bağlanmış yaşamın dışına çıkarak yapması beklenen şeyleri ondan beklendiği şekilde hastanede bile yapmayarak kurallara karşı çıkarak sistemi reddediyor.Yani birilerinin düşünmeyi engellemeye çalışmasına karşı çıkıyor ve hatta bununla da yetinmeyip oradaki insanlara da atıflarda bulunuyor siz deli misiniz,aklı başında insanlarsınız aslında sizler,neden sizi siz değil de başkaları kontrol ediyor…..ve uzayıp gidiyor.Bununla ilgili şu da söylenebilir ki belki film gerçek akıllıların birarada toplanmasıyla diğerlerine karşı konulabileceği fikrini getiriyor akıllara.Ya da genel pencereden bakılacak olursa ayağınızı denk alın ey düşünen insanlar,sizin de sonunuz pek tabii deliler hastanesi olabilir düşünmeyi bir kenara bırakın ve sizden beklendiği gibi davranmaya başlayın bir an önce….
Her izlenişte biraz daha farklı mesajlar alınabilecek bir film,herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film.