”Sinemaya geçerken beni en çok kaygılandıran şeylerden biri, fotoğrafta edindiğim alışkanlıklardan ayrılmak zorunda kalacağım gerçeğiydi. Fotoğraf tek başınıza yapabileceğiniz bir şey. Ama sinema her zaman bir ressamın ya da yazarın yalnızlığını kıskandıracak kadar fazla ve karmaşık insan ilişkileri içeren üretim koşullarına sahip bir sanat dalı.” yanıtını vermişti Nuri Bilge Ceylan minimalizm tercihinin nedenleri sorulduğunda.
Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olan ‘Kasaba’,minimalizmi ve siyah-beyaz formatı kullanması ile teknik anlamda; Yalnızlık,insanın doğa karşısındaki sınırları ve iç dünyasındaki gel-gitleri ile içerik olarak övgüyü hakediyor.
Siyah-Beyaz film teknolojisinin gelişiminin durmasının göz önünde bulundurulmaması(ya da gözden kaçması),fotoğrafçılıktaki alışkanlığının kolaylık sağlacağını düşünen yönetmenimizin önüne siyah-beyaz film bulma güçlüğü ve filmi Macaristan’da basmak zorunda kalması gibi güçlükler çıkarmıştır.Bu güçlükler Nuri Bilge Ceylan’ın sonraki filmlerindeki olası siyah-beyaz format ihtimalini yok etmiştir.
”Tam olarak bilmiyorum. Doğal ve sinemada görmeye alışmadığımız devinimler, jestler ve mimiklerle sinemada karşılaşmak beni heyecanlandırıyor.” Nuri Bilge Ceylan
Oyuncu kadrosunu,ailesinden ve yakın arkadaşlarından seçerek bu heyecanı yaşamaya minimalist bir anlam katmış.Çocukların seçiminde ise çevre okullardaki öğrencilerle yapılan testlerin sonucunda karara vardıklarını belirtiyor yönetmen.
Film ailesine adadığı Kasaba’da çocukların kar içinde oynamaları sahnesiyle açılıyor.Çocukların kurduğu tuzaktan habersiz olan Saffet’in kayıp düşmesiyle Zalimlik kavramının çocukların dünyasından başlayarak işlenişine tanık oluyoruz. Ardından,yönetmen’in röportajında Anton Çehov’un bir betimlemesinden yola çıkarak oluşturduğu sınıf sahnesi ile kedi tüyünü havada tutmaya çalışan çocuğu izleriz.Bu sırada sınıfa giren öğretmende aslında zulm etmenin sadece çocuklarla sınırlı olmadığını doğrular şekilde, duyduğu kokunun nedenini öğrenmek için çocukların beslenmelerinden ulaştığı sonuçla Asiye’yi tüm sınıfın içinde annesinin daha dikkatli olması için uyarmakla yetinmez,ek olarak bu kokuyu duyup duymadığını ısrarla sorgulayarak,psikolojik zulm yöntemini başarıyla uygular. Mutlaka Asiye bu kokuyu duymuştur ve hatta öğretmen sınıfa genel anlamda sorduğunda da bu kokunun nereden kaynaklandığını biliyordur Asiye ama söyleyememiştir. Öğretmen öğrenciye kaldığı yerden devam etmesini söylerken gözü pencereden dışarıya yönelmiştir. Dakikalarca dışarıyı izlemektedir,dersle ve çocuklarla ilgisi olmayan dışarıdaki doğa koşullarının ve toplum şartlarının içeriye hapsettiği yalnız biridir.Aslında yönetmenin bu esnada dışarıda soğuktan toplanmış çaresizlik içerisinde içeri girmeye can atan üşümüş kediye kamerayı çevirmesi ile öğretmenin sınıf penceresinden dışarıyı izlemesi arasındaki bağlantı seyre değer niteliktedir. Kedi ne kadar dışarıda kalmışsa öğretmenimizde o denli içeriye,bu kasabaya hapsolmuştur.
Bahar’ın gelmesiyle Asiye ve Ali ‘nin gözünden doğa ve ölüm konularına değinir yönetmen. Ali’nin ablası Asiye’ye mezarlığı gösterdiğinde Asiye’nin ölümden korktuğu ya da bununla ilgilenmek istemediğini farkederiz.Hemen sonrasında Ali’nin eşeğin gözünde oluşan sinek yığınına tanıklığı,duyarsızlığı ve kaplumbağa’yı ters çevirerek acı çekmeye terketmesi
Zalimliğin çocuklar yoluyla aktarılması olabileceği gibi canlıların Doğa karşısındaki sınırlılığında imgelemi olarak görülebilir. Canlıların sınırlılıkların aksine Saffet’in uzandığı sahnede anlık kendisini belli eden fidanların okyanusvari hareketi doğanın hakimiyeti ve gücüne dair takdire değer bir imge olarak yer alıyor.
Dialogları ve uzun çekimleri ile zaman zaman tempo sıkıntısı çekse de kullandığı imgelem ve panoramik çekimler ile ilk filminden geleceğe dair ipuçları vermekten geri kalmıyor Nuri Bilge Ceylan.
09 Ocak 2009 - 00:19
”Sinemaya geçerken beni en çok kaygılandıran şeylerden biri, fotoğrafta edindiğim alışkanlıklardan ayrılmak zorunda kalacağım gerçeğiydi. Fotoğraf tek başınıza yapabileceğiniz bir şey. Ama sinema her zaman bir ressamın ya da yazarın yalnızlığını kıskandıracak kadar fazla ve karmaşık insan ilişkileri içeren üretim koşullarına sahip bir sanat dalı.” yanıtını vermişti Nuri Bilge Ceylan minimalizm tercihinin nedenleri sorulduğunda.
Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olan ‘Kasaba’,minimalizmi ve siyah-beyaz formatı kullanması ile teknik anlamda; Yalnızlık,insanın doğa karşısındaki sınırları ve iç dünyasındaki gel-gitleri ile içerik olarak övgüyü hakediyor.
Siyah-Beyaz film teknolojisinin gelişiminin durmasının göz önünde bulundurulmaması(ya da gözden kaçması),fotoğrafçılıktaki alışkanlığının kolaylık sağlacağını düşünen yönetmenimizin önüne siyah-beyaz film bulma güçlüğü ve filmi Macaristan’da basmak zorunda kalması gibi güçlükler çıkarmıştır.Bu güçlükler Nuri Bilge Ceylan’ın sonraki filmlerindeki olası siyah-beyaz format ihtimalini yok etmiştir.
”Tam olarak bilmiyorum. Doğal ve sinemada görmeye alışmadığımız devinimler, jestler ve mimiklerle sinemada karşılaşmak beni heyecanlandırıyor.” Nuri Bilge Ceylan
Oyuncu kadrosunu,ailesinden ve yakın arkadaşlarından seçerek bu heyecanı yaşamaya minimalist bir anlam katmış.Çocukların seçiminde ise çevre okullardaki öğrencilerle yapılan testlerin sonucunda karara vardıklarını belirtiyor yönetmen.
Film ailesine adadığı Kasaba’da çocukların kar içinde oynamaları sahnesiyle açılıyor.Çocukların kurduğu tuzaktan habersiz olan Saffet’in kayıp düşmesiyle Zalimlik kavramının çocukların dünyasından başlayarak işlenişine tanık oluyoruz. Ardından,yönetmen’in röportajında Anton Çehov’un bir betimlemesinden yola çıkarak oluşturduğu sınıf sahnesi ile kedi tüyünü havada tutmaya çalışan çocuğu izleriz.Bu sırada sınıfa giren öğretmende aslında zulm etmenin sadece çocuklarla sınırlı olmadığını doğrular şekilde, duyduğu kokunun nedenini öğrenmek için çocukların beslenmelerinden ulaştığı sonuçla Asiye’yi tüm sınıfın içinde annesinin daha dikkatli olması için uyarmakla yetinmez,ek olarak bu kokuyu duyup duymadığını ısrarla sorgulayarak,psikolojik zulm yöntemini başarıyla uygular. Mutlaka Asiye bu kokuyu duymuştur ve hatta öğretmen sınıfa genel anlamda sorduğunda da bu kokunun nereden kaynaklandığını biliyordur Asiye ama söyleyememiştir. Öğretmen öğrenciye kaldığı yerden devam etmesini söylerken gözü pencereden dışarıya yönelmiştir. Dakikalarca dışarıyı izlemektedir,dersle ve çocuklarla ilgisi olmayan dışarıdaki doğa koşullarının ve toplum şartlarının içeriye hapsettiği yalnız biridir.Aslında yönetmenin bu esnada dışarıda soğuktan toplanmış çaresizlik içerisinde içeri girmeye can atan üşümüş kediye kamerayı çevirmesi ile öğretmenin sınıf penceresinden dışarıyı izlemesi arasındaki bağlantı seyre değer niteliktedir. Kedi ne kadar dışarıda kalmışsa öğretmenimizde o denli içeriye,bu kasabaya hapsolmuştur.
Bahar’ın gelmesiyle Asiye ve Ali ‘nin gözünden doğa ve ölüm konularına değinir yönetmen. Ali’nin ablası Asiye’ye mezarlığı gösterdiğinde Asiye’nin ölümden korktuğu ya da bununla ilgilenmek istemediğini farkederiz.Hemen sonrasında Ali’nin eşeğin gözünde oluşan sinek yığınına tanıklığı,duyarsızlığı ve kaplumbağa’yı ters çevirerek acı çekmeye terketmesi
Zalimliğin çocuklar yoluyla aktarılması olabileceği gibi canlıların Doğa karşısındaki sınırlılığında imgelemi olarak görülebilir. Canlıların sınırlılıkların aksine Saffet’in uzandığı sahnede anlık kendisini belli eden fidanların okyanusvari hareketi doğanın hakimiyeti ve gücüne dair takdire değer bir imge olarak yer alıyor.
Dialogları ve uzun çekimleri ile zaman zaman tempo sıkıntısı çekse de kullandığı imgelem ve panoramik çekimler ile ilk filminden geleceğe dair ipuçları vermekten geri kalmıyor Nuri Bilge Ceylan.